Jeotermal Enerji

09 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Ders Notları, Jeoloji Mühendisliği

 

Jeotermal enerji, yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, sıcaklıkları

sürekli olarak bölgesel atmosferik ortalama sıcaklığìn üzerinde olan ve çevresindeki normal

yeraltı ve yerüstü sularına göre daha fazla erimiş mineral, çeşitli tuzlar ve gazlar içerebilen

sıcak su ve buhar olarak tanımlanabilir. Ayrıca herhangibir akışkan içermemesine rağmen

bazı teknik yöntemlerle ısısından yararlanılan, yerin derinliklerindeki "Sıcak Kuru Kayalar" da

jeotermal enerji kaynağı olarak nitelendirilmektedir.

Sınıflandırılması :

Ülkelere göre değişik sınıflandırmalar olmasına rağmen jeotermal enerji, sıcaklık içeriğine

göre kabaca üç gruba ayrılır.

1- Düşük Sıcaklıklı Sahalar (20-70oC)

2- Orta Sıcaklıklı Sahalar (70-150oC)

3- Yüksek Sıcaklıklı Sahalar (150oC'den yüksek)

şük ve orta sıcaklıklı sahalar, bugünkü teknolojik ve ekonomik koşullar altında başta

ısıtmacılık olmak üzere (sera, bina, zirai kullanımlar), endüstride (yiyecek kurutulması,

kerestecilik, kağıt ve dokuma sanayiinde, dericilikte, soğutma tesislerinde), kimyasal madde

üretiminde (borik asit, amonyum bikarbonat, ağır su, akışkandaki CO2 den kurubuz eldesinde)

kullanılmaktadır. Ancak, orta entalpili sahalardaki akışkanlardan da elektrik üretimi için

teknolojiler geliştirilmiş ve kullanıma sunulmuştur.

Yüksek entalpili sahalardan elde edilen akışkan ise, elektrik üretiminin yanısıra entegre olarak

diğer alanlarda da kullanılabilmektedir.

1.2. Sektörde Faaliyet Gösteren Uluslararası Kuruluşlar

Jeotermal enerji sektöründe arama, üretim ve teknoloji konusunda faaliyet gösteren kuruluşlar

aşağıda verilmiştir.

IGA (INTERNATIONAL GEOTHERMAL ASSOCIATION – ABD)

UNION OIL (A.B.D)

GRC (A.B.D.)

ORMAT (A.B.D.)

MAGMA COMPANY (ABD)

GHC Geoheat Cent. (A.B.D.)

GEOTHERMAL DEVELOPMENT ASSOCIATES (ABD)

GEO HILLS ASSOCIATES (ABD)

GEOTHERMAL POWER COMPANY INCORPORATION (ABD)

JICA (JAPONYA)

KEPKO (JAPONYA)

WEST-JEC (JAPONYA)

JAPEX (JAPONYA)

MITSUBISHI (JAPONYA)

TOSHIBA (JAPONYA)

NEDO (JAPONYA)

GENZL (YENİ ZELANDA)

KRTA (YENİ ZELANDA)

DSIR (YENİ ZELANDA)

DAL (İTALYA)

ENEL (İTALYA)

AQUATER (İTALYA)

ANSALDO (İTALYA; türbin yapımı)

ENER SYSTEM (FRANSA)

BRGM (CFG) (FRANSA)

SPAC (FRANSA)

ORKUSTOFNUN (İZLANDA)

VIRKIR (İZLANDA)

ROBERTSON RESEARCH INTERNATIONAL LIMITED (İNGİLTERE)

ASEA (İSVEÇ)

PNOC (FİLİPİNLER)

PERTAMİNA (ENDONEZYA)

2. DÜNYADA MEVCUT DURUM

İlk çağlardanberi, sağlık amaçlı olarak yararlanılan doğal sıcak su kaynakları ilk defa 1827

yılında İtalya'da, asitborik elde etmek amacıyla kullanılmıştır. Daha sonra 1905 yılında

Larderello (Italya) yöresinde yine ilk defa jeotermal buhardan elektrik üretimine başlanmış ve

1912 yılında, gücü 250 KWe olan ilk turbojeneratör kurulmuştur.

 

1930'larda ise bu enerji İzlanda'nın Reykjavik kentinde ısıtma amacıyla kullanılmaya

başlanmıştır. 1949 yılında Yeni Zelanda Wairakei sahasında turistik bir otele sıcak su temini

amacıyla başlanan sığ sondajlara daha sonra, elektrik elde edebilmek amacıyla devam

edilmiş ve 1954 yılında 200 MWe kapasiteli bir santral kurulmuştur. 1960 da Amerika'da, 1961

de Meksika'da ve 1966 da Japonya'da santrallar kurularak jeotermal enerjinin kullanımında

önemli gelişmeler sağlanmıştır. 1992 yılı verilerine göre dünyadaki elektrik kurulu güç

kapasitesi 6.275,3 MWe ve 1993 yılı verilerine göre ısıtma amaçlı doğrudan kullanım ise

13.044 MWt'a ulaşmıştır (TABLO-1,2,3).

Dünyadaki Önemli Jeotermal Kuşaklar:

Dünyada, jeolojik özellikleri nedeniyle ( genç tektonizma ve volkanizma) birçok jeotermal

kuşak bulunmaktadır (ŞEKİL- 1).

And Volkanik Kuşağı; Güney Amerikanın batı sahillerinde bulunan bu kuşak, Venezuella,

Kolombiya, Ekvator, Peru, Bolivya, Şili ve Arjantini kapsamaktadır. Çok sayıda aktif

volkanizmanın varlığı nedeniyle, yüksek sıcaklıklı jeotermal sistemlerin bulunduğu bu

kuşaktaki jeotermal alanlar henüz çok fazla değerlendirilmemiştir.

Alp-Himalaya Kuşağı; Hindistan Plakası ile Avrasya Plakasının çarpışması sonucu oluşan bu

jeotermal kuşak, dünyanın en büyük jeotermal kuşakları arasındadır. 150 km genişliğinde ve

3000 km uzunluğunda olan kuşak, İtalya,Yugoslavya, Yunanistan, Türkiye, İran, Pakistan,

Hindistan, Tibet, Yunnan (Çin), Myanmar (Burma) ve Tayland'ı kapsamaktadır.

Doğu Afrika Rift Sistemi; Aktif olan bu sistem Zambiya, Malavi, Tanzanya, Uganda, Kenya,

Etiyopya, Djibuti gibi ülkeleri içine alır. Aktif volkanizma Kenya, Etiyopya ve Tanzanya'dadır.

Karayib Adaları; Aktif volkanizmanın hakim olduğu kuşakta, önemli potansiyel görülmektedir.

Orta Amerika Volkanik Kuşağı; Guatamela, El Salvador, Nikaragua, Kosta Rika ve Panama'yı

içine alan bu kuşakta, çok sayıda jeotermal sistem bulunmaktadır.

Bunların dışında; Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Doğu Çin, Filipinler,

Endonezya, Yeni Zelanda, İzlanda, Meksika, Kuzey ve Doğu Avrupa, Bağımsız Devletler

Topluluğu gibi ülkeler farklı tektonik oluşumlar nedeniyle verimli jeotermal sahalara sahiptir

(Geothermal Education Office, Steam Press Journal, 1993).

  • Share/Bookmark

Dünyanın Eşi Benzeri Olmayan Jeolojik Yapıları ve Doğal Güzellikleri

İnsanlığın binlerce yıldan beri keşfetmeyi sürdürdüğü evi, Dünya tam 4.5 milyar yaşında. Bugün alışmış olduğumuz doğal güzelliklerin yanında, gördüğümüz zaman akıl sır erdiremediğimiz bir çok büyüleyici yapı mevcut.

Dünyanın bambaşka yerlerinde bulunan bu benzersiz güzellikleri görmek çok kolay değil. Ancak News.au'nun hazırladığı listede bulunan milyonlarca yılda oluşmuş bu şaheserlerden bir tanesi çok yakınımızda yani Türkiye'de.

Dalga,ABD

ABD’nin Arizona ile Utah eyaletleri arasındaki bölgede bulunan bu olağanüstü doğal yapı, kumtaşının 190 milyon yılda oluşturduğu kayalardan oluşuyor.

 

Mozaik Kaldırım, Tazmanya

Mozaik Kaldırım, dünyanın katı dış katmanlarının çok nadiren oluşturduğu tortul yapılardan meydana geliyor. Yeryüzü kabuğunun baskısıyla kırılan kayalar, dörtgen bloklar halinde çatlamış ve katmanlar oluşturmuş.

 

 

Beyaz Çöl, Mısır

“Sahara El Beyda” olarak bilinen Beyaz Çöl, ismini sarı kumlu çöllere kıyasla sahip olduğu beyaz kumlardan alıyor. Çöldeki devasa kayaları da güçlü fırtınaların oluşturmuş.

 

 

Kan Gölü Kaplıcası, Japonya

Kaplıcanın adını nereden aldığını anlamak için sularına bir göz atmak yeter. Kan Gölü Kaplıcası, dokuz sıcak su kaynağından oluşuyor. Japonya’nın Beppu bölgesinde bulunan kaplıcanın suları, içerdiği yoğun demir nedeniyle bu renge sahip.

 

 

Devin Geçidi, Kuzey İrlanda

1692 yılında keşfedilen ve bugün Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Devin Geçidi, yaklaşık 40 bin volkanik taş sütunun birbirine sıkıca kenetlenmesinden oluşuyor.

 

 

Salar de Uyuni, Bolivya

Salar de Uyuni, Bolivya’nın güneybatısında kalan dev bir tuz gölü. Gölün özelliği, sadece bir karış yüksekliğindeki suların gökyüzünü bir ayna gibi yansıtması. Bu özelliği Salar de Uyuni’yi dünyanın en büyük yer aynası haline getiriyor.

 

 

Taş Orman, Çin

Tam 400 kilometrelik bir alana yayılmış olan, dünyanın kayalardan oluşmuş en büyüleyici yapısı, Çin’deki Taş Orman. Ormandaki kayalar, kireç ve suyun etkileşimiyle çok uzun yıllar içinde oluşmuş.

 

 

Taylor Buzulu, Antarktika

Antarktika’da bulunan çok sayıdaki buzuldan biri olan Taylor Buzulu'nun, burun noktasından bir demir oksit nehri akıyor. 2009’un Nisan ayında, bilim insanları Taylor Buzulu'ndaki kükürt ve demir alaşımları üzerinde milyonlarca yıldır yaşamını sürdüren bir bakteri topluluğu bulduklarını açıkladı.

 

 

Benekli Göl, Kanada

Dünyanın mineral yoğunluğu bakımından en zengin göllerinden biri olan Benekli Göl, ABD sınırından 1.5 km ötede bulunuyor. Yazları beyaz, yeşil ve sarı renge bürünen mineral kaynağı gölün üzerinde oluşan doğal patikalarda yürüyüş yapabilirsiniz.

 

 

Kara Kaya Çölü, ABD

Kara Kaya Çölü, ABD’nin Nevada eyaletinde bulunan kurumuş bir göl yatağı. 2600 km genişliğindeki çöl, dünyanın en düz zeminli bölgelerinden biri. Çöl farklı renklerdeki sıcak su kaynaklarının yanı sıra, kurumuş taş yapılar bulunması, çöle oldukça mistik bir atmosfer veriyor.

 

 

Kristal Mağara, ABD

California eyaletinde bulunan Kristal Mağara’nın içyapısı mermerden oluşuyor. 5.5 buçuk kilometre uzunluğundaki mağaranın içindeki sıcaklık ortalama 9 santigrat.

 

 

Bungle Bungle, Avustralya

Avustralya’nın batısında kalan kayalık arazi Bungle Bungle, yuvarlak siyah ve turuncu kayalardan oluşuyor. 2003 yılında, bu bölgenin içinde yer aldığı Purnululu Ulusal Parkı Dünya Mirası listesine alındı.

 

 

Redoubt Dağı, Alaska

ABD’nin Alaska eyaletinde bulunan Redoubt Yanardağı, 1990 yılında daldığı uykudan en son 2009’da uyandı. 3 bin 108 metre yüksekliğindeki yanardağın bacasındaki duman hala tütmeye devam ediyor.

 

 

Kapadokya, Türkiye

Kapadokya, şüphesiz dünyanın en güzel yeraltı şehirlerinden birine ev sahipliği yapıyor. Kapadokya, Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ’ın faaliyette olduğu dönemde püskürttüğü lav ve küllerin yer yüzeyinde oluşturduğu tüf tabakasından oluştu. Milyonlarca yıl boyunca rüzgâr ve yağmurun şekillendirdiği tüf yapı, binlerce sene bölgede yaşayan toplum ve uygarlıklar için barınak görevi gördü.

 

 

Kaynayan Göl, Karayipler

Dominik Cumhuriyeti’nde bulunan Kaynayan Göl, adını mavi-gri renkteki kabarcıklı suyundan alıyor. 1870 yılında İngilizler tarafından keşfedilen gölden, buharlaşma yoluyla karbondioksit ve kükürtdioksit gibi gazlar açığa çıkıyor.

 

 

Rio Tinto, İspanya

İspanya’da Sierra Morena dağlarında bulunan Rio Tinto, kan kırmızısı rengiyle ünlü. Yoğun demir içeren nehrin civarında, 5 bin yıllık bakır, altın ve gümüş madenleri yer alıyor.

 

 

Vale de Lua, Brezilya

“Ay Vadisi” adıyla da bilinen Vale de Lua, 1.8 milyon yaşında olduğu düşünülen antik bir plato. Dünyanın en eski toprak oluşumlarından biri olan bölge, yoğun kuvartz ve kristal içeriyor.

 

Kaynak: www.hurriyet.com.tr

http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=37237&rid=4369

  • Share/Bookmark

BBC: Türkiye neden depremlerden bu kadar zarar görüyor?

09 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Türkiye'den Jeoloji Haberleri

İngiliz basın-yayın organları, Elazığ'da meydana gelen depreme bugün gün boyu haber bültenlerinde geniş yer verdi.

İngiliz yayın kuruluşu BBC, arama-kurtarma çalışmaları görüntülerini ekranlarına yansıtarak haberi duyurdu ayrıca internet sayfasında, "Türkiye neden depremlerden bu kadar zarar görüyor?" başlıklı bir haber yayımladı.

Türkiye'nin coğrafi konumuna ve "deprem bölgesinde" olduğuna dikkat çekilen haberde, Türkiye'nin Avrupa-Asya ve Afrika-Arap olmak üzere iki büyük tektonik katmanın üzerinde bulunduğu belirtildi.

İngiliz Jeoloji Araştırma Kurumundan deprem bilimci Brian Baptie'nin görüşlerine yer veren BBC, Baptie'nin Elazığ'ın Başyurt beldesindeki depremin, doğu fayındaki hareket sonucu meydana geldiğini söylediğini aktardı.

İstanbul'un da deprem riski taşıdığının kaydedildiği haberde, bunun da deprem bölgelerinde dayanıklı ve güvenli binaların gerekliliğini artırdığı kaydedildi. BBC, deprem bilimci Baptie'nin İstanbul'la ilgili, "İstanbul'da gelecekte büyük bir deprem riski var. Ama ne zaman, tam neresi ve ne büyüklükte sorularına yanıt bulmak imkansız" sözlerini de aktardı.

1999 depreminin ardından Türkiye'de yeni önlemler alındığını ve güvenli binalar inşa edildiğini kaydeden BBC, ancak yetkililerin ve siyasilerin daha fazla şey yapılması gerektiğiyle ilgili uyarıda bulunduklarını bildirdi.

Sky televizyonu da, Elazığ depreminin hemen ardından çekilen görüntülere haber bültenlerinde yer vererek, Türkiye'de depremlerin sık sık meydana geldiğini, birçoğunun da Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde olduğunu belirtti.

  • Share/Bookmark

Dev yarıklar Burdur’u korkutuyor

08 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Türkiye'den Jeoloji Haberleri

Burdur'un kent merkezi yakınlarında son 1 ay içinde meydana gelen ve tarlaları ikiye bölen 250 metre uzunluğunda ve yaklaşık 5 metre derinliğindeki dev yarıklar korkutuyor.

Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nde (MAKÜ) görev yaptığı süre içinde Burdur'un çeşitli yerlerinde yaptığı araştırmalarla adından söz ettiren Bilecik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Nurfettin Kahraman, Burdur'un Menderes Mahallesi’nin alt bölümlerinde dev yarıklar olduğunu ortaya çıkardı.

Son 1 ay içinde oluşan yarıklarda araştırmalar yapan Yrd.Doç.Dr. Nurfettin Kahraman, “İlk olarak 1999 yılında Marmara Depreminin ardından Burdur’un Gökçebağ Köyü yakınlarında tarlaları ikiye bölen yarıklar meydana gelmişti. Burdur kent merkezine doğru yaklaşan dev yarıklar, bu kez de Burdur'un kenar mahallelerinden biri olan Menderes Mahallesi yakınlarında ortaya çıktı. 3 hat halinde 250 metreyi aşan dev yarıklar yer yer 5 metre derinliği buluyor” diye konuştu.

Burdur’da meydana gelen dev yarıkların oluşması için 3 temel sebep olması gerektiğini savunan Yrd.Doç.Dr. Kahraman, şunları söyledi:
“Birinci neden depremdir. Bu tarz yarıkların oluşabilmesi için uzmanların ifadesiyle en az 6 veya daha büyük depremlerin meydana gelmesi gerekiyor. Bu yarılmaların meydana geldiği yerlerin yakınlarında oturan ya da o olayları gören insanlara sorduk. Hepsi de hiçbir sarsıntı hissetmediklerini söyledi. Dolayısıyla bu olayın depremle ilgisi yok. İkinci sebebi ise zemin özellikleriyle ilgisi olabilir. Üçüncü neden ise havzanın tektonik özelliklerini göz önüne alarak açıklayabiliriz.”

AĞAÇLARI BİTKİLERİ YUTUYOR
250 metre uzunluğunda ve derinliği 5 metreyi bulan dev yarıklar ağaçları bitkileri içine alıyor. Tarlaları ikiye bölen yarıklardan endişe eden köylüler ise, yarıkların oluşması sırasında herhangi bir sarsıntı hissetmediklerini söyledi.

Öte yandan yarıkların ortaya çıkmasının ardından Burdur Valisi İbrahim Özçimen, Yrd.Doç.Dr. Kahraman ile birlikte bölgede incelemelerde bulundu. Vali Özçimen, incelemelerin ardından Burdur İl Afet ve Acil Yardım Müdürü Mehmet Oral’a gerekli incelemelerin yapılması için talimat verdi.

  • Share/Bookmark

Elazığ Depremi’nden Sonra Doğu Anadolu Fay Hattı Deprem Üretebilir

08 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Türkiye'den Jeoloji Haberleri

İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi öğretim üyesi aynı zamanda Türkiye Bilimler Akademisi'nde görevli Prof. Dr. Naci Görür, can kaybına uyarıların dikkate alınmamasının neden olduğunu söyledi.

Prof. Görür, ayrıca Doğu Anadolu fay hattının büyük bir deprem üretebileceğini söyledi.

Kendisinin de Elazığlı olduğunu belirten Prof. Dr. Görür, şunları söyledi:

“Elazığ ve çevresinin bir deprem bölgesi olduğu, yakın zamanda yaptığımız toplantılarla tartışıldı. Ancak halkının deprem konusunda çok bilgisiz olduğunu gördüm. Bizim milletimiz, bizim yöneticilerimiz uyarıları pek ciddiye almıyorlar. Deprem olduğunda zaten felaketten üzüntüden söz ediyorsunuzdur. Önemli olan daha önceden konuşulduğunda bu uyarılara itibar edilmesi gerekiyor. Doğu Anadolu fay hattı, bu bölgede büyük deprem üretebilir. Bundan sonra da beklenebilir. Buradaki yapı türlerinin yerleşim alanlarının güvenli olması gerekir.”

  • Share/Bookmark

Batıdan Beklerken Doğudan Geldi. Elazığ’da 6,0 Büyüklüğünde Deprem

08 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Haberler, Türkiye'den Jeoloji Haberleri

 

Elazığ sabaha karşı saat 04.32'de 6.0 büyüklüğünde bir depremle sarsıldı.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nün verdiği bilgiye göre, depremin merkez üssü Karakoçan ilçesi Başyurt beldesiydi.

Yerin 5 kilometre altında meydana gelen sarsıntı, yaklaşık 1 dakika sürdü.

Deprem, Erzincan, Tunceli, Malatya, Bingöl, Erzurum ve Diyarbakır'da da hissedildi.

Deprem en çok 6 köyü etkiledi. En büyük hasar ve can kaybı Kovancılara bağlı, Aşağı ile Yukarı Kanatlı, Göçmeler, Aşağı ile Yukarı Demirci, Okçular köylerinde oldu.

Özellikle Okçular Köyü'nde evlerin büyük bir kısmı yıkıldı ve çok sayıda insan hayatını kaybetti.

Depremde şu ana kadar 57 kişi yaşamını yitirdi, 50'den fazla kişi de yaralandı.

Bu arada, yıkılan binaların büyük bir kısmının kerpiçten yapılması dikkat çekti.

  • Share/Bookmark

Mersin Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü 2009-2010 Bahar Dönemi Ders Programı

Mersin Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü 2009-2010 Bahar Dönemi Ders Programı

Ders Programını İndir

 

  • Share/Bookmark

Mersin Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü 2009-2010 Güz Dönemi Final Programı

Mersin Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü 2009-2010 Güz Dönemi Final Programı

Final Programını İndir

  • Share/Bookmark

Filipinler’in Legazpi Kenti’ndeki Mayon Yanardağı işte böyle faaliyete geçti.

Yanardağ böyle faaliyete geçti

Filipinler’in Legazpi Kenti’ndeki Mayon Yanardağı faaliyete geçti.
Yanardağın önceki gün faaliyete geçmesi üzerine bölgedeki yaklaşık 50bin kişi tahliye edildi.
 
 
 
 
 
 
  • Share/Bookmark

Marmara’da Deprem Alarmı Verildi

''Deprem tehlikesi kapıda''

Prof. Dr. Görür, ''Artık Marmara'da deprem alarmı verildi. Deprem tehlikesi kapıda ve bu tehlike de geçmeyecektir.

 

Marmara Denizi'nde fay hattıyla ilgili ilk çalışmayı gerçekleştiren Fransız Le Suroit gemisinin, 4 Kasım-14 Aralık tarihleri arasında, AB'nin ''Avrupa Denizleri Gözlem Ağı İstasyonları (ESONET) Projesi'' çerçevesinde Marmara Denizi'nde kurulacak deniz altı gözlem istasyonlarıyla ilgili yaptığı çalışmanın sonuçları açıklandı.
 
 
Beyoğlu'ndaki Fransız Sarayı'nda düzenlenen basın toplantısında konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür, uzun yıllardır Marmara Denizi'nde yürütülen araştırmaların ana hedefinin İstanbul'u bekleyen deprem riski olduğunu söyledi.
 
Marmara Denizi'nin, 1999 depreminden önce araştırılmadığını, o tarihten itibaren yapılan araştırmalarla da dünyanın en çok araştırılan denizi haline geldiğini anlatan Prof. Dr. Görür, bu süreçte iki ulusal, yedi uluslararası gemiyle yürütülen çalışmaların da sonuçlandığını anımsattı.
 
Prof. Dr. Görür, bu araştırmalarla, Marmara Denizi altındaki fay sisteminin geometrisi, boyutları, birbirleriyle olan ilişkileri, olası kırılmanın nasıl olacağı, İstanbul'un hangi bölgelerinin nasıl etkileneceği gibi konulara ışık tutulduğunu da belirterek, son araştırmayla da Marmara Denizi tabanındaki fayların bazı bölümlerinde gaz ve sıvı çıkışları olduğunun tespit edildiğini vurguladı.
 
Marmara Denizi'nde açığa çıkan gaz ve sıvının, denizaltında gözlem istasyonları kurularak kimyasal ve fiziksel olarak gözlemlenebileceğini ifade eden Prof. Dr. Görür, ''Marmara Denizi'nde kimyasal ve fiziksel değişimleri gözlemek bir bakıma deprem süreci başladığında depremin ayak seslerini önceden duymak anlamına gelir'' dedi.
 
ESONET projesiyle tüm Avrupa denizlerinde kurulmak istenen deniz altı gözlem istasyonlarının, bu denizlerdeki deprem başta olmak üzere doğal tehlikeleri gözlemleyeceğini dile getiren Prof. Dr. Görür, bu projeye Marmara Denizi'nin de eklenmesinin önemli olduğunu vurguladı.
 
Proje çerçevesinde Marmara Denizi'nde kurulması planlanan gözlem istasyonlarının İTÜ, Dokuz Eylül Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesince işletileceğini kaydeden Prof. Dr. Görür, bu konuda yetkili kurumların ve merkezi yönetimin desteğini beklediklerini de söyledi.
 
''DEPREM TEHLİKESİ KAPIDA''
Prof. Dr. Görür, Fransız araştırmacıların, Marmara Denizi'nin tabanına öncelikli olarak iki deprem istasyonu kurulmasını önerdiklerini belirtti.
 
Bilim adamlarının, 1999 depreminden sonra Marmara'da 30 yıl içinde deprem olacağını söylediğini anımsatan Prof. Dr. Görür, ''Artık Marmara'da deprem alarmı verildi. Deprem tehlikesi kapıda ve bu tehlike de geçmeyecektir. Bu alarmın ülkeyi yönetenlerce de ciddi alınması lazım'' diye konuştu.
 
''MARMARA DENİZİ'NDE GAZ VE PETROL ÇIKIŞI VAR''
Fransa Deniz Araştırmaları Enstitüsünden (IFREMER) Prof. Dr. Lois Geli de, Le Suroit gemisinin 4 Kasım-14 Aralık tarihleri arasında yaptığı çalışmalara ilişkin bilgi vererek, denizaltında faya yakın noktalarda gözlem istasyonlarının kurulmasının önemine işaret etti.
 
"Marmara Denizi tabanında gaz ve petrol çıkışları olduğunu tespit ettik'' diyen Geli, bu çıkışların Küçükçekmece'nin güneyinde ve Tekirdağ ile Silivri arasında zirve yaptığının görüldüğünü anlattı.
Prof. Dr. Geli, gözlem istasyonlarının da bu bölgelere kurulmasını önerdiklerini söyledi.
IFREMER'den Prof. Dr. Roland Person da Marmara Denizi'nin ESONET projesi içinde yer almasının önemine dikkati çekerek, istasyonların sadece deprem için değil, çevre ve küresel ısınma konusunda da bilgi vereceğini dile getirdi.
 
İSTASYONLARIN 2011'DE FAALİYETE GEÇMESİ PLANLANIYOR
İTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Namık Çağatay da, Fransızların önerdiği denizaltı gözlem istasyonlarından birinin Küçükçekmece'nin 12 kilometre güneyine, diğerinin de Marmara Adası'nın 15-20 kilometre kuzeyine kurulmasının planlandığını belirterek, ayrıca bir pilot istasyonun da Gebze'nin beş kilometre güneyine kurulduğunu anlattı.
 
''Gerekli kaynaklar bulunursa istasyonların 2011 yılında faaliyete geçmesi planlanıyor'' diyen Prof. Dr. Çağatay, istasyonların işletme giderleri de dahil beş yıllık maliyetinin 10 milyon avro olacağının da hesaplandığını kaydetti.
 
 
Prof. Dr. Çağatay, Marmara'nın tümünün deprem riski altında olduğunu, ancak fayın nereden kırılacağını kimsenin bilmediğini de söyledi.Toplantıya Fransa'nın İstanbul Başkonsolosu Herve Magro da ev sahipliği yaptı.
  • Share/Bookmark

Sonraki yazılar »